Ulucanlar Cezaevi Müzesi

”Taş taş üstüne konarak inşa edildiyse de orada kalanların başına gelenler, taşların değil; binaların değil; adına hapishane denilen yapının değil insanın insana yaptığıydı.” Bu sözler Ulucanlar Cezaevi için söylenmiş. Karanlık, soğuk ve acı olayların birleştiği bir yer anca bu cümleler ile ifade edilebilir zaten… Acının başka türlü ifadesi kolay olmaz.

Genelde böyle yazıları yazmayı pek sevmiyorum. Çünkü, içinden insanların acılarının geçtiği yerler, benim için yazılması zor yerler oluyor. Bunları anlatmak, o ruhu yansıtmak inanın o kadar zor ki… Fakat her ne kadar zor olsa da bu kötü olayları paylaşmayı da bir insanlık görevi olarak görüyorum. Yazalım, paylaşalım ki bu acıların hepsinden ders alınsın. Yazıla yazıla yok olsun!

Daha önceden Terezin Nazi Kampını yazmıştım. O zamanda insanların yaşadığı zulümlerden, zorluklardan bahsetmiştim… Şimdi size bizden hikayeler anlatacağım. İçinde bizim insanlarımızın bulunduğu bir hapishaneden hikayeler…

Öncelikle şunu belirtmek isterim; bu yazıyı herhangi bir siyasi amaçla yazmıyorum. Amacım herhangi bir siyasi karakteri haklı çıkarmak da değil. Her insan davasında biraz haklı biraz haksız olabilir. Benim burada vurgulamak istediğim başka bir şey var. O da kendi saflarımızı sıklaştıralım derken hataların içinde ne kadar kaybolduğumuz ve birbirimizi ne kadar anlamadığımız… Aynı dili konuşup bu kadar farklılıklara bürünmemiz… Karşılıklı hatalarımızı tartışmak varken birbirimizin ipini çekmemiz…

DSC_0261.JPGUlucanlar hepimize ders olacak nitelikte… Şimdi birlikte bu kapıdan girelim büyük acıların yaşandığı Ulucanlar’a…

Hapishanenin kısaca tarihinden bahsetmek istiyorum. Hapishane, 1925 yılında inşa ediliyor. Özellikle Altındağ tarafında inşa edilmesinin nedeni, kurulduğu bölgede sürülecek alanların fazla olması. Böylece mahkumların faydalı işler yapacağı, ıslah olacağı ve topluma kazandırılacağını düşünüyor Carl Christoph Lörcher…
DSC_0265.JPGHer ne kadar insanları topluma kazandırmak gibi bir amaç olsa da gerçekte öyle olmuyor. Ulucanlar hapishanesi büyük acılara tanıklık ediyor. İnsanlar hapsediliyor, acı çığlıkları yankılanıyor duvarlarda. Aileleri o Ankara ayazında evlatlarını bekliyor. İnfaz ediliyor kimileri… Yaşayacakları güzel günlere ”elveda” diyorlar birer birer…Ceza evine doğru ilerlerken kulağıma bir şarkı takılıyor. Selda Bağcan… Aldırma gönül aldırma… ”Başın öne eğilmesin!” diyor şarkıda. Bu derin acılara gömülürken başını dik tutmak büyük erdem…

DSC_0266.JPGKantinin bulunduğu yerden ilerliyorum hücrelere doğru. Bu acılar en iyi orada hissedilir çünkü… Cezaevinin soğukluğunu girişten itibaren hissediyorum. Bu tarz yerlerin soğukluğu bir başka oluyor. Bildiğinizin dışında… İçinizi daha da çok ürperten bir soğuk… Bunun net bir tarifi yok; anca o soğukluğu hissederseniz anlarsınız.

Ceza evinde ilk karşılaşılan koğuş, Hilton Koğuşudur. 9. ve 10. koğuş burada bulunuyor. Bu koğuş 1957 yılında dönemin milletvekili Osman Bölükbaşı’nın tutuklanması üzerine özel olarak yapılıyor. Ankara manzaralı olan Hilton odası, sonrasında Bülent Ecevit’in de tutukluluk dönemine tanıklık ediyor. Sadece bu isimlerle de kalınmıyor.Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Cevat Şakir Karaağaçlı, Nihat Subaşı, Fakir Baykurt gibi birçok isim de bu koğuşta tutuklu kalıyor.

dsc_0267

Odaların içi bahsettiğim gibi inanılmaz soğuk… O denli soğuğa rağmen insanlar gördüğünüz ince battaniyeler ile yatıyorlarmış.

Hilton koğuşundan müşahade (gözlem) odalarına doğru ilerliyorum. Müşahede odaları, ceza evine şüpheli olarak gönderilen kişilerin cezası kesinleşinceye kadar bekletildiği, cezası kesinleştikten sonra da ilgili yerlere gönderilmek üzere kaldıkları bir yer. Aynı zamanda, cezası tamamen kesinleşip hücre odalarında kalan kişiler de bu bölümde bulunuyor. Bir dönemler videoda duyduğunuz isyanlar ile inlemiş o koridorlar… Kapkaranlık koridorlarda kaybolmuş sesleri…

Bu bölümden bahsetmişken, Ulucanlar ceza evinde yaşanan işkencelerden bir bölüm de size sunmak istiyorum. Çünkü bu oradaki acıyı daha iyi anlamanızı sağlayacak. Bu bölümü yazmak için Ulucanlar ceza evinde kalmış birçok kişinin röportajını okudum. Size onların isimlerini vermeyeceğim ama yaşadıkları işkencelerden bazılarını şöyle sıralayabilirim;

  • Elektrik verme
  • Ağır askeri antremanlar
  • Coplanma

İnsan değeri görmedikleri bir yerde hayat sürdürmeye çalışmışlar. En ufak bir sorunda coplanmışlar. Hatta gördüğü şiddetten dolayı çocuğu bile olmayan var. Vücutlarının üzerine su dökülerek elektrik veriliyor. Düşünebiliyor musunuz verdiği acıyı? Korkunç…

Hilton ve müşahede koğuşlarının ardından 4. koğuşta alıyorum soluğu. Bu koğuşta hapishanedeki yaşam sergileniyor. ”Nerede yemek yemişler? Nerede uyumuşlar? Hapishanede nasıl vakit geçirmişler?” gibi soruların cevabını burada bulabilirsiniz.

4. koğuşun ardından 5. koğuşa geçiyorum. Bu koğuşa girer girmez idam haberlerinin bulunduğu gazete haberleri ile karşılaşıyorum.

Gazete haberlerini inceledikten sonra koğuşun içini gezmeye başlıyorum. Bu koğuşta, o dönem hapiste yatmış kişilerin fotoğrafları ve hayat hikayeleri yer alıyor.

6. koğuşa geldiğimde de 5. koğuştaki gibi o dönem hapiste yatmış kişilerin hayat hikayelerini anlatan yazılar karşıma çıkıyor. Bunlara ek olarak; Ulucanlar’da hapis yatmış ya da infaz edilmiş kişilerin eşyaları bulunuyor. Bu bölümde en ilgimi çeken şeylerden biri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam sonrası boyunlarından çıkarılmış yaftalardı. Bu idama tanık olan tek gazeteci Burhan Dodanlı, bu yaftaları müzeye bağışlamış. Yaftaları incelerken Deniz Gezmiş’in yaftasının üzerindeki beyazlık göze çarpıyor. Bunun nedeni, Deniz Gezmiş’in infazının 52 dakika sürmesinden dolayı dökülen salyalarmış. Detayını bu linkten okuyabilirsiniz. Özellikle neden yaftalar ilgini çekti diye sorabilirsiniz. Şöyle söyleyeyim diğer eşyalar da birbirinden kıymetliydi; fakat onlarda yaşamı hissettim. Yaftalar ise ölümlere şahitti.

dsc_0305
7. koğuş, film-belgesel izleme salonu olarak geçiyor. Bu salonda, Ulucanlar ile ilgili hazırlanmış belgeselleri izleyebilirsiniz.

dsc_0327

7. koğuşun ardından zindanların bulunduğu bölüme doğru ilerliyorum. Ulucanlar hep acı olaylara sahne olmuş dedim; fakat bazı bölümler için bu geçerli değil. Mesela zindanlar için… Neden mi? Çünkü bu hücrelerde tecavüz, taciz ve cinayet gibi suçları işleyenler bulunuyor. Keşke günümüzde de bu suçları işleyenler zindana atılsa… Ama nerede? Aynı zamanda, bu koğuşlarda sıkıntı yaratıp uyarı cezası aldığı halde aynı davranışlara devam eden hükümlüler de bulunuyor. Bu odalar çok karanlık odalar. Ayrıca diğer odalar kadar soğuk ve sıkıcı… Burada bulunan mahkumlar fotoğrafta da gördüğünüz gibi zincire vuruluyor.

Zindanların devamında hamamlara rastlıyorum. Bu bölüm, sadece mahkumların temizlenme alanı değilmiş. Geçmişte mahkumların kaçma planlarına da aracılık eden bir yermiş. Yani bir nevi kaçış noktası…

Ardından hediyelik eşyaların satıldığı dükkan beliriyor. İçerisinde o dönem mahkum olmuş kişilerin fotoğraflarının bulunduğu eşyalar, cezaevi ile ilgili kalem, çakmak gibi şeyler var.

Hediye eşya dükkanından çıkıp yeniden hapishanenin diğer bölümlerine doğru ilerliyorum. Bu bölümde kapalı görüş alanı bulunuyor. Mahkum ve mahkumların ziyaretçileri bu alanda görüşüyorlarmış.

dsc_0338

Hapishaneden çıkmadan önce son durak; idam sehpasının bulunduğu bölüm. Fotoğrafta gördüğünüz idam sehpası birçok insanı ölüme götürmüş. Dar ağacında hayatlarına ”elveda” etmek zorunda kalmışlar…

Hapishaneden çıktıktan sonra tabelalar ”Sanat Sokağı” yazan bir yolu işaret ediyor. Şu an gezdiğinizde keyif alacağınız sokak, bir zamanlar hapishaneye dahilmiş. Hatta mahkum yemekhanesi de buradaymış.

Sanat sokağından sonra turum son buluyor. İçimde çok farklı hislerle ayrılıyorum oradan… Tanıdığım siyasi ya da edebi kişiliklerin hepsi geçiyor gözümün önünden. Acılarına üzülüyorum… Acılarımıza üzülüyorum. Ve son olarak barış dolu bir dünya diliyorum. Sevgilerimle…

0 Comments on “Ulucanlar Cezaevi Müzesi”

  1. gerçekten çok çarpıcı bir yazı okudum.acıların coğrafyasında herkes tarihe kendince bir not düşecek kimi tarihin en onurlu sayfalarında yer bulacak kendine kimide tarihin çöplüğünü boylayacak.

  2. Geri bildirim: Ankara Gezi Rehberi |

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir