İran’da Kadın Olmak

İran’da Kadınlığa Giriş 101

İran’a gitmeye karar verdiğimde çevremdeki herkes büyük bir endişe yaşamıştı. Kendimi İran’a gidiyor gibi değil de savaş olan bir bölgeye gidiyormuş gibi hissettim. Kendi adıma endişeli değildim ama çevremdekilerin endişesini anlıyordum. Benim adıma korkuyorlardı… Çünkü öyle bir yere gidiyordum ki baskıcı kurallar hakimdi. Kadınların özgürlük alanları sınırlıydı. Yapacağım en ufak bir hata ile başıma iş açabilirdim. Kadındım, İran’da dezavantajlı konumdaydım. Benim başımın tepesi ve kalçam görünemezdi, yanımda bir adam varsa bunun hesabını vermeliydim ve eğer üzerimde uzun bir ceket yoksa her türlü tacizi göze almalıydım. Orası İran’dı ve din ile size ataerkilliği kabul ettirmeye çalışırlardı…

Bu yazının bir bölümünü Yazd’da otobüs garında yazdım. İnternetim yoktu ve Şiraz’a geçmek için otobüsümün gelmesini bekliyordum. Çok dolmuştum ve bana en iyi gelen yolu seçmek istedim rahatlamak için… Yazmak… Yaşadıklarımı yazıya dökmeliydim ve bir yerlere kaydetmeliydim. Çünkü geçmişi hatırlamak, hisleri anlamak ve yeniden yaşamak için kaydetmek benim için çok önemliydi. İran’da kadın olmak adına öyle deneyimler yaşamıştım ki bunları paylaşmalıydım. Tura başlarken İran hakkında düşündüklerim ile turun sonuna yaklaşırken İran hakkında düşündüklerim arasında uçurum yoktu ama dolan boşluklar vardı. Düşüncelerim ve tahminlerim duygularım ile tamamlanmıştı. Bu tamamlanma hali, İran’da kadın olmak ile ilgili yazı yazmaya itti beni. Yazıma başlamadan önce şunu belirtmek isterim; bu yazıyı İran’dan korkmanız için yazmadım. Bu yazı, İran’a asla gitmeyin yazısı değildir. Aksine İran kültürü bu hayatta deneyimlemeniz gereken en önemli kültürlerden biri, mutlaka gidin. Benim burada yapmaya çalıştığım İran’da bulunan bir kadının perspektifinden bazı karelere şahitlik etmeniz ve orada kadın olmayı bir nebze de olsa bu perspektiflerden yola çıkarak yorumlamanız…

İsfahan’dan İran’da Kadın Olmak ile İlgili Kesitler

İran’dan perspektifler sunacağım ilk durak İsfahan… İsfahan, İran’ın en önemli ve turistik şehirlerinden biri olarak nitelendiriliyor. Şehre, “dünyanın yarısı” yakıştırması layık görülmüş. Zaten meydanına gidip orada bulunan eserlere, kültürel güzelliklere baktığınızda da haksız olduklarını düşünmüyorsunuz. İsfahan, benim İran turumda ikinci gittiğim şehirdi. Gittiğimde bir misafir evinde kalacaktım. Sabahı oraya vardım, eşyalarımı bıraktım ve uzun, siyah renkli ve beyaz çizgili elbisemi giyip dışarı çıktım. Şimdi diyeceksiniz ki bu elbise detayı neden? Açıklayayım hemen,  Türkiye’de giydiğimde tesettür olarak algılanan bu elbise, İran’da cinsel sembol olarak görülüyormuş. Cinsel sembol olma nedeni, uzun elbisemin altına pantolon ya da üzerine ceket giymemekten kaynaklanıyor. İran’da uzun elbise sizi tek başına kurtarmıyor-muş. Maalesef, bunu deneyimledim.

Öncesinde başıma gelen talihsizlikleri hissetmiş gibi rüzgarın her esişinde ürperiyordum. Laik bir ülkede büyüdüğüm için daha önce böyle anlamsız bir ürperti yaşamamıştım. Hem de hiç… Bileklerin görünmesi sorun olabilir mi yahu? Evet, oluyormuş, yaşadım. Yolda yürürken istemsizce dudağımdan şu sözler döküldü: “Bir rüzgar essin istiyorum. Hoyrat bir rüzgar… Bedenime değen o sıcaklığı alsın götürsün. Beni ferahlatsın. Bir yandan da istemiyorum esmesini rüzgarın. Çünkü örtüm kayar, saçım açılır, bacağım açılır. Bana bakarlar, laf atarlar, kötü davranırlar.” Ben bunu 9-10 günlük bir turistlik sürecinde düşünmeye başladım.

Türkiye’den aldığım tesettür bir elbise, İran’da yol boyunca sözlü tacize uğramama, arabalar ile takip edilmeme ve el ile tacize maruz kalmama neden oldu. Beni taciz eden kişinin suratındaki (kendince!) haklı gururu görmeliydiniz. Açık giyinen (!) bir kadına dokunmuştu. Kendini üstün görüyordu. Hatta o kadar üstün görüyordu ki ben ona bağırınca şaşırdı. Beklemiyordu belki de tepki vermemi… Kadın olduğum için bunun benim ayıbım olduğunu ve benim utanmam gerektiğini düşünüyordu belki de… Tepki verdim. Bağırdım, sonra da peşinden koştum. Az önce beni taciz eden o cesur (!) adam “Polisi arayıp seni polise teslim edeceğim!” diye peşinden koşunca topukları kalçasına vura vura kaçtı. “Polis”in sihirli bir sözcük olduğunu İran’da öğrendim. Polis deyince rahatsız edilmekten kurtuluyorsunuz. Ben rahatsız edilmekten dolayı çaresiz kaldığımda fark ettim. Yolda beni arabasıyla takip eden birine telefonumu gösterip “Beni takip edersen polisi arayacağım.” dedim, gidiş o gidiş. Beni taciz eden adam da o lafı duyunca gitti.

Ellerim titreyerek kaldığım misafir evine geri döndüm. İranlı arkadaşıma mesaj attım ve çok kötü olduğumu söyledim. Bencilce davrandım, öfkelendim, evde kalmak ve turu bitirmek istedim.  Sonra aklıma çevremdekilere ettiğim sözler geldi… Ben değil miydim insanlara “İran’da korkulacak bir şey yok!” diyen. Kimden korkuyordum? Kendini bilmez adamlardan mı? Hayır dedim. Pes etmeyeceğim ve çıkacağım. Uzun, siyah bir ferace giyindim. İnanın onunla yürümek benim için topuklu ayakkabı ile yürümek gibiydi. Zordu, çok zordu. Ayaklarım feracenin eteklerine takılıyordu. Takılıyordu takılmasına ama mutluydum. Çünkü o feraceden sonra bana kimse yanaşmadı, rahat rahat gezdim. Daha çok kendimi kapatarak İsfahan’da özgürce gezebiliyordum. Düşünün özgürlüğümü belirleyen şey daha fazla kapanmak oldu. Ne kadar kapalıysam o kadar özgürdüm. İlginç bir denge! Ertesi gün, ferace giymek istemeyince elbisenin altına pantolon giyindim. İnsan ne çözümler buluyor değil mi? Elbise altına pantolon, güzel kombin! Çözüm buldum işte ama kendimden vazgeçerek… O gün de çok rahat ettim. Çünkü büyük tahrik unsuru olan kalçam, gömleğim ceket gibi durduğundan kapanıyordu. İşte İsfahan’dan İran’da kadın olmaya dair küçük bir kesit…

Tahran’dan İran’da Kadın Olmak ile İlgili Kesitler

İran’da alışılması güç, ilginç bir düzene “Merhaba” diyorsunuz. Kadın olduğunuz için kendinizi şanssız hissediyorsunuz. Erkeklere kızıyorsunuz istedikleri gibi giyinip yaşayabildikleri için… Allah’a “Neden?” diye sormaya başlıyorsunuz istemsizce… Oysa biliyorsunuz onun sizi sevdiğini, koruduğunu ve kolladığını. İçinde bulunduğunuz durum sizi bitmeyen şekilde sorgulamaya itiyor. Herkesi, her şeyi, hayatı, kadını, erkeği, namusu, rolleri… Birilerinin kadınlar üzerinde hak sahibi olmasına dayanamıyorsunuz. Kendinizi orada yaşayan kadınların yerine koyuyorsunuz. Çok kez İran’da kadın olmak konusunu kendinize soruyorsunuz. Cevap ise hep aynı; “Bir hayatın var ve o hayatın kendini bilmez insanların bağnazlıkları ile mi şekilleniyor? Hayır, korkunç…” Neyi giyeceğiniz, ne yaşayacağınız ve nasıl yaşayacağınız! Hepsini belirleyen birileri var. Özellikle de erkekler. Bazılarının kadınların yaşadıkları durumlardan rahatsız olduklarını görüyorsunuz. Bazılarının da kadınların yaşadığı zorluklardan haz duyduğunu…

Şimdi size başka şehrin perspektifinden anlatacağım İran’da kadınlığı. Tahran’dan… Tahran, İran İslam Cumhuriyeti’nin başkenti ve en gözde şehirlerinden biri olarak biliniyor. Şehirde, İran’ın en önemli sarayları, Mücevher Müzesi, İslam Eserleri Müzesi gibi değerli müzeler bulunuyor.  Gittiğim şehirlerin dokusunu, kültürünü ve geçmişini anlamak adına müzelerini gezmeyi çok severim. Tahran’da da böyle değerli müzeler olunca listemi yapıp gezmeye başladım. İlk müzeye girdiğimde dışarıda hava çok sıcaktı ve başımın sıcaktan yandığını hissettim. Müze kapalı bir ortam olduğu için sorun olmaz diye düşünerek başımı açtım. Başımın açık olduğunu gören erkek görevli başımı kapatmam konusunda beni uyardı.  Kapattım… Beni uyardığı için ona kızmadım, kötü niyetle de yapmadı. Bir erkeğin başımdaki örtüye karışması asla hoşuma gitmedi; fakat kurallar böyleydi ve o bana kuralı söyledi.

Böyle düzenlerde erkek olmanın da kolay olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta herkes kadınların karşısında değil. Kadın özgürlüğünü isteyen erkekler için de bir kadının iradesine karışmak çok zor olmalı. Belki aklından geçen “İstediğini yap, sen özgür bir kadınsın” iken ağzından dökülen cümle: “Örtünü düzeltsen daha iyi olur.” oluyor. İsfahan’da yaşayan arkadaşımda bunu hissettim mesela… Ya da misafir evinde kaldığım evin babasında… Yazd’da kaldığım hosteldeki İranlı erkek arkadaşlarda… Şiraz’daki ev sahibimde de… Sizi korumalarının en iyi yolu sizi uyarmak oluyor. Kadın erkek ilişkisi demişken, bir kadın için burada sevgili olmak da zordur. Sevdiğin bir adamı öpemezsin mesela. Ona yolun ortasında kucak dolusu sarılamazsın. Uluorta gözlerinin içine uzun uzun bakamazsın. Çünkü yasak! El ele gezen, aşkta cesur olan çiftler de var; fakat aşkın günah olduğunu bildiğiniz yerde ne kadar özgür olabilirsiniz?

Bu kadar iç karartan cümleler sarf ettikten sonra İran için umut olmadığını düşünebilirsiniz; fakat her karanlığın içerisinde bir aydınlık olabileceğini unutmamak gerek. İran için umudu size şöyle ifade edebilirim; İran’ın okuyan kadınları!  Belki de düzene baş kaldırması açısından en çok onlar umut verir. Çünkü o güzel kalpli, sevgi dolu ve misafirperver İran kadınları okudukça daha bilinçli hale geliyorlar. “İran yerinden oynar, kadınlar birlik olsa.” diyorsunuz. Sorun şu ki, birliğe her kadın yanaşmıyor. Bazı kadınlar hayatlarından oldukça memnun. Hatta sizi de sisteme uymaya zorluyorlar. Garip, insanın kendi esaretinin kölesi olması… Yine bir anım, bu sefer Şiraz’dan başlayıp Tahran’a uzanıyor…

Şiraz’dan Tahran’a Uzanan Yolda İran’da Kadın Olmak ile İlgili Kesitler

Şiraz’da hava limanındaydım ve artık dönüş yoluna geçmiştim. Şiraz’dan Tahran’a ;Tahran’dan da İstanbul’a uçacaktım. Malum hava limanına girerken sıkı kontrollerden geçmemiz gerekiyor. Şiraz’da X-Ray’lerden geçmeye çalışırken erkek görevli “Siz yan taraftan geçeceksiniz.” dedi. Yan taraf dediği de etrafı paravanlar ile tamamen kapatılmış bir alandı. Kadın nasıl utanılacak bir varlıksa, paravanlar arkasında aranmalıydı. Paravanın arkasına geçince aranmaya başladım. Aranırken en mahrem yerlerinizi bile kontrol etmeleri oldukça rahatsız ediciydi. Bunu dünyanın farklı bölgelerine seyahat etmiş bir kadın olarak, daha önce hiç yaşamamıştım. Paravanlı bölgeden geçtikten sonra uzun süren bekleyişlerin ardından Tahran uçağına bindim. Harika (!) uçak yolculuğumdan sonra (bu maceramı da anlatırım bir ara) Tahran’a vardım. Tahran’da değerli arkadaşım Samira beni aldı ve İmam Humeyni Havalimanı’na bıraktı. Çok güzel arkadaşlar edindim ama artık dönme vaktiydi… Güzel insanlardan ayrıldığım için üzgün baskıdan kurtulacağım için mutluydum. İstanbul uçağına geçerken son kez kontrollerden geçtim. O sırada iki kadın benim baş örtümü düzeltmeye çalıştı. Aldılar, sağa sola doladılar, içime soktular. “Uğraşmayın, İstanbul’a gidiyorum, yolda açacağım” dedim… Böyle daha güzel oldu dediler… Eh dedim sizi mi kıracağım, sizi kıracağıma uçlarını içime soktuğunuz baş örtümle hava limanında arz-ı endam ederim.

Sonra ne mi oldu? İstanbul’a döndüm. Üzerimde İran’da giyindiğim kıyafetler vardı. 9 günde nasıl alışmışsam, metrodan çıkarken elim örtüme gitti. “Başım açık, eyvah!” diye içimden geçirdim. Sonra da dedim ki “Gizem İstanbul’dasın!”. Devamında “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” nidalarıyla yola devam etmiş de olabilirim 🙂 Ne kadar şanslıyım ne kadar şanslıyız dedim… Düşünün, benim 9 günde yaşadığım macerayı bir ömür yaşayan kadınlar var. Hem de bir İranlı kadın olarak.  İran’ı terk etmeyen, terk etmeyi düşünmeyen ve terk edemeyecekler olarak… Onlar için şartlar çok daha zor. Özetle, hem İran’daki hem de dünyadaki tüm kadınların özgür olmasını istiyorum. Kadınların kadın oldukları için öteki tarafa atılmak zorunda kalmadıkları, kısıtlar ile çizilmiş bir hayata her gün tutunmaya çalışmadıkları, sınırlarını sadece kendilerinin belirledikleri, bikini giyene de burka giyene de kimsenin karışmadığı bir dünya diliyorum. Kim bilir bu dilek bir gün gerçeğe döner belki…

NOT: Bu yazdığım şeyler asla din karşıtı şeyler değildir. Aksine, dinle insanların hayatlarını güzelleştirmek yerine karartanlara bir tepkidir. Eğer yaşadığınız ülkede istediğiniz şeye inanmakta serbestseniz, bu size verilen en büyük şanstır. Bu nedenle Türkiye’ye laik düzeni getirdiği ve istediğimiz şekilde inancımızı yaşama hakkı verdiği için Mustafa Kemal Atatürk’e teşekkür eder, onu Türk halkına armağan eden Allah’a da şükrederim 😊

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir