Bu başlığı görünce yazacağım yazının bir gezi yazısı olacağını düşünebilirsiniz. Kızılay’ı anlatan, oraya gidince neler yapmanız gerektiğini listeleyeceğim bir gezi yazısı… İnanın bende öyle bir yazı yazmak isterdim. Hiç kötü olaylar yaşanmasaydı da burada size Kızılay’ı bir semt olarak anlatsaydım doya doya… Şurasında kahvenizi için deseydim… Diğer yerinde de alışveriş yapın. Bunları anlatsaydım da bu acı yazıyı kaleme almasaydım ama olmadı…
İnanın yüreğim o kadar yanıyor ki… Bu acı paylaşmadan geçmez diye düşünüyorum. Kızılay’da yaşanan patlamayı duyduğumdan beridir aptal gibiyim. Çok iyi düşündüğümü sanırdım ama beynim ölü gibi. Düşünemiyorum sadece kalbim çalışıyor. Acı duyuyorum. Aynı zamanda da öfkeliyim… Olanlara, olması gerekip de olmayanlara…
Gazetelerin internet sayfalarını açıyorum… O anne babaları görüyorum. Yanlarına gitmek, sarılmak istiyorum onlara… Evlatlarının yerini de tutmaz gerçi ama bir dayanak olunabilir belki… İnanın hepsini aile sıcaklığı ile kucaklamak istiyorum.
Peki ya yitip giden canlarımız… Çoğu kardeşim olacak yaştalar… 16,20,21… Hayalleri, umutları sadece bir anlık bir patlamayla bitmek zorunda kaldı. Buna can mı dayanır?
”Bende orada olabilirdim.” gibi bencilce konuşmalar içine girmek istemiyorum ama bu ülkede hepimiz potansiyel bir ölü adayı haline geldik. Lanetlemek, suçlamak, kızmak veya bağırıp çağırmak çözüm değil. OLMAYACAK DA… Teröre de alışmayacağız! Her zamankinden daha güçlü olup daha çok kenetleneceğiz. Ülkem ve milletim için tek dileğim; mutlu ve huzurlu bir ortamda yaşamamız. Ölen canlarımıza Allah’tan rahmet ve geriye kalanlara da baş sağlığı diliyorum…
